KAFKA,Ceza Sömürgesi; Beden, Dil ve İktidar üzerine

Bir hikaye kurarken tanıdıklık ve tutarlılık ilkeri içinde kalmak, varlığı tanıdıklık  üzerinden algılan ve kurgulanan gerçeğin onanmasına sebep olur.  Bu gerçekliği oluşturan sistemin iç dinamiklerine dair yöneltilecek bir eleştirinin hareket alanı bu kalıplar dahilinde kısıtlı kalır ve etkisi sebepleriyle orantılı olarak yetersiz kalır. Kafka’nın sarsıcı etki gücü ise bu kalıpları eleştirel bir açıdan ele alırken hikayelerinin yapısınıda bu kalıpları sarsan bir biçimde kurmasıdır. Yapı ve içeriğin arasindaki girit ve parçalanamaz ilişkiyi kullanır. Tarzının kendi ismi dışında bir tarza dahil edilememiş olması bu sebeptendir. Kafka’nın tarzındaki en sarsıcı etkin(lik), süregelen kalıpların otoritesini, gücün göz bağlayıcı iplerini kesmektir. Otorite bir bağ ilüzyonu kurarak kendi içinde kapalı bir tutarlılık yani sorgulanamaz keyfi ve hayali gerçeklik yaratır. “Mantık”ın açılayıcı özelliği, belirleyici bir işleyiş kuralı olarak kabul edildiğinde budayan, sansürleyen bir gestapoya dönüşür. Kafka bu noktada metnin kuruluşundaki ögeler arasındaki ilişkiyi özgünleştirir ve özgürleştirir. Bu kuruluşun örnekleri; Kimi zaman metnin climaxı Dönüşüm hikyasindeki gibi metnin başlangıcı olur, kimi zaman hikaye geleneksel anlamda çözümlenmiş olmaz. Karakterler ve mekanlar tarifsiz ve karanlık kalır,  aktif olarak devam eden hikayede olayların yerine imgeler örüntüyü sağlar. Bu kimilerince bir anlamsızlığın vurgulanması olarak karşılanır, kimilerince farklı anlamların doğması için bir ilham. Hikayelerdeki absürdlüğün, Kafka’dan ziyade dünyanın absürlüğü olduğu fikri ise, Kafka hikayelerinin etkilerinin sebeplerini yüz üstü bırakmamasından kaynaklanır.

Ceza Sömürgesi hikayesindeki ögeler bu bağlamda birbirleriyle sıkı bir ilişki içindedir. Okuyucu konuk kaşifle birlikte sanki uzak bir yoldan gelmiş gibi kendi benliğinin yurdundan uzaklardaki bir imgelem dünyasına misafir olur. Burası, Sistemin eteklerinde bulunan kontrol, ceza ve adalet imgelerinin kolonisidir. Başlıca karakterleri görevli subay, asker, suçlu, kaşif gözlemci ve makinadır. Sistemin etekleri ilkellikle özdeşleşmiştir. Sistem cezalandırıcı ve karmaşık bir makine şeklinde putlaştırılmış, sistemin koruyucu görevlisi varoluşsal olarak tamamen makinaya entegre olmuştur, asker ve suçlu ise sistemin en dibini temsilen uysal ve konuşamayan; hayvansı olarak tasvir edilmiştir. Konuk ise neredeyse duygusuz pasif bir tutumla gözlemcilikten öteye ulaşamayan kayıtsız bir noktada durur. Otoritenin tependen tabana örülen zincirini vurgularcasına, uygarlığın yani yönetimin merkezinden gelerek eski yöntemden yeni yönteme geçişin son hakemi olur. Makine ise karmaşık bir incelikle oluşturulmuş, sürekli tüketen vahşi bir varlıktır. Suçu bedenlere ince ince işleyen bir infaz makinasıdır. Eski günlerde tüm kasabanın ilgisinin odağı olan, tüm kasaba üzerinde güçlü bir etkisi bulunan makine eski komutanın, eski yönetim düzenin ölmesi ile birlikte sömürdüğü geniş kaynaklardan mahrum kalmıştır. Subayın makinan temsil ettiği güç ile kurduğu ilişki üzerinden beslenmektedir ve artık kaynaklarının sonuna geldiği gün subay makinayı kendi bedeniyle besler, makine ise son yaratıcısını tüketmiş  olur. Makinanın hikayedeki yeri sistemin vahşi ve tehlikeli bir yanını tasvir eder.

Hikayenin büyük bir bölümü subayın tutkuyla makinanın işleyişini, amacını ve inceliklerini anlatmasıyla geçer. Makine belli başlı bölümleri oluşturan bir çok parçadan meydana gelmiştir.  Cezayı bildiren cümleyi işleyen binlerce iğnesi vardır. Kolonileşen sistemin metalaşmış halidir. Beden, zihin ve dil üzerindeki iktidarın fiziksel uygulamasını sağlar. Kafka’nın hikayelerine çeşitli şekilde dilsiz kalmış insanlar bulunur. Konuşma hakları kalıplara uymadıkları takdirde ellerinden alınmıştır. Bu hikayedeki suçluda yönetimin dilini konuşamadığından dolayı cezalandırılır. Cezası Sömürgenin dilinin kanlar içinde sistemin binlerce kolu tarafından bedenine işlenmesidir. Sömürge hukukunca mahkeme, savunma ve bilme hakkının olmaması ise tam bir suskunlaştırma eylemidir. Sistem keyfince suçlayıp cezalandırabilir. Kurduğu üst-alt ilişkisi, üst dil – alt dil olarakda görülebilir. Sömürge dilini konuşamayan yerlilerin, bu durumdan  dolayı suçlu olması gibi. Subayın makinanın avukatlığını yaparken makinayı mitsel bir mertebeye yerleştirip haklılığını savunurken onun ustaca inceliklerini övmesi, planlarının bir okul çocuğu gibi cahil kimselerce değil ancak çok yüksek eğitimli bir insanın anlayabileceği bir karmaşıklıkta olması üzerinden onun üstünlüğünü vurgulaması, makinanın cümleyi nakışlarla süsleyerek özenle işlemesi alt-üst ilişkisiyle kurulan dilin iktidara hizmetini yansıtır. İktidarın bu yöntemininin mantığını ve haklılığını savunan subayın, soğuk gözlemci tarafından yansıtılan sanrılı tutumu, iktidarın anlam ve mantık ilüzyonları kurma özeliliğinin absürdlüğünü ortaya koyar. Makine ise üst dilin zorbalığını temsil eder. Tapındığı ve ürettiği makinanın kurbanı olan subay gibi, makinada mensubu, üreticisi ve uygulayıcısı olduğu sistemin kurbanı olur. Gelen konuk makinanın da üstdilini temsil eder. Makine, cezalandırma üzerine kurulu adına adalet denilen bir sistemin mensubu olarak yargılanır. Buradaki yargılayıcı olan yolcu sistemin daha merkezi bir noktasında gelmiş, aydınlanmış bir zat olarak sistemin adaletini taşımaya gelir. Yolcunun vicdan ve adalet sözlerine sarf etmesine rağmen, duygusuz kayıtsızlığı mesafesi ve hikayenin sonunda koloniyle ilgili her hangi bir sorunu çözümlemeden, ya da alt mensuplara dokunmadan mekan dan ayrılışı, bu kavramların anlamlarını çarpıtır. Yolcu makineyi vicdandan çok zevksel sebeplerden red ediyor hissi verir. Vicdan, adalet, suç gibi evrensel kabul ettirilen kavramların ne kadar değişken ve işgüzar olabileceğini gösterir.

Hikayenin belirsiz bir zaman, mekan ve gerçeklik üzerine kurulması, hikayenin kendi gerçeklik algısını geniş bir ölçekte ortaya koyabilmesi sağlar. Bu sayede, hikayedeki insan karakterler imgeleşirken hikayedeki imgesel meta yaşayan bir varlık, bir fikir gibi hikaye boyunca açılır, gelişir ve kapanır. Bunun sebeplerinden biri, hikaye örgüsündeki ve tasvirlerindeki gibi, kişilerin ve olayların makine merkezli varolmasıdır.  Makine insanları yöneten, biçimlendiren ve tüketen bir varlık gibidir, insanlar ise makinanın yarattığı üretimi sağlayan metalardır. Bu abartılmış etki, hikayenin gözlemci yolcu bakış açısındaki soğuk mekaniklik üzerinden anlatılmasıyla desteklenir. Bunun üzerinden hikayenin ana bağlayıcı temasının sistem ve insan ilişkisinin boyutları olduğu görülür. Bu ilişkideki iktidar, beden ve dil arasındaki korku dolu, baskılayıcı, sansürcü ilişki ve bu ilişkinin doğasına dair çarpıcı açılar hissedilir.

Kafka’nın sistemin ilişkilerine yönelik eleştirel tutumunun kaynağı bireysel özgünlüktür. Ceza sömürgesi hikayesinde ise makine bireyselliği, özgünlüğü ve özgürlüğü cezalandırma sistemini temsil eder. Amacı; suçlunun bedenine işlediği nakışlar gibi, kalıpları ve şemaları kendi bünyesine dahil olmayan bedenlere işlemek ve yok etmektir. Sisteme uyamadığı anda kendiside yok olur.

Sistem yapısı sonucu  yargıyı suçu ve cezayı tek elde bulundurur ve bunun üzerinden tamamen kendi anlamsal ve yapısal dünyasında varolur. Kendine dair doğruları ve kuralları vardır, bunu dışında varolan herşeyi yoksayar veya yok eder. Kontrolünü, kendi yapısını yaşatmak üzerinden kurduğu için tek yaşattığı şey kendi kalıplarıdır. Bu durum sistemin her aşamasında gözlemlenir. Sistemin insan ilişkilerinde somutlaştığı nokta ise bedenin ehlileştirilmesi ve dilin sansürlenmesidir.

Devlet ve vatandaş, İnsan ve ilah, kadın ve erkek gibi alt-üst ilişkisi uyarınca kurulmuş ikili ilişkilenmelerin hepsinde bu ilişkilenme ve iktidar kurma biçimleri çalışır. Devletin resmilği resmi giyim, resmi konuşma, resmi davranış, resmi dil gibi kalıplarla oluşmuş bir kontrol biçimidir. Ceza sömürgesindeki suçlu gibi resmi dili konuşamayan, bürokrasiye giremeyen kişi suskundur, kendi savunma hakkına yada suçundan haberdar olma hakkına sahip değildir. Tekrarlanan ve kalıplaşmış yaşam biçimleri, düşünme biçimleri, tek bir kaynaktan beslenen kontrol mekanizmalarıdır. Bunlar gelenekler, kurallar ve benzer geçerlilik gücündeki kurgular tarafından sorgulanmasına izin verilmeyen bir süreklilik içinde devam eder. Sorgulandığı ya da aykırı düşüldüğü takdirde cezalandırılır. Bu katılık kendi başına işleyen yeni bir gerçeklik yaratır bu da korkudur. Cezalandırma  ve suçlama mekanizmasına etkin bir makine olarak kullanmaktansa, otosansür, suçluluk duygusu uyandırma şeklinde işlemeye devam eder. Belki yolcunun bahsettiği vicdan; makinanın yerine geçen ancak kuralları aynı kaynakdan belirlenmiş farklı bir makinedir.

Sömürgeci bedenleri çocukluktan itibaren şekillendirir. Toplumsal rolü, duygu bağları, davranış biçimleri, hertürlü bedensel ve sözsel hareketi iktidarın kalıbına göre şekillendirilir. Bu en temel durumlardan, yemek, sevişmek, hareket etmek, hissetmek; daha karmaşık yapılara kadar; düşünmek, yaratıcılık, ifade, ilişki gibi uzanan bir biçimlendirmedir. Bu kalıplar, biriken yığınlardan oluşur. Bunlar; gelenekler, kuralar, doğrular ve yanlışların yığınlarıdır.

Yaşamın içinde bu mekanizma konuğun gözlemi gibi her yandan gözleyen ve eleştiren gözler olarak korku yönetimini sağlar. En iddialı bölümü ise kendi kendini gözlemek üzere oluşan oto gözlemdir. Bu sosyal ve kurumsal eğitimler sayesinde yapılanır.  Annenin gözü, babanın gözü, devlet güçlerinin gözü, tanrının herşeyi gören gözü, bir eleştirmeni gözü, bir eğitmenin gözü, bir yargıcın gözü, bir akademinin gözü ya da bir komşunun gözü. Gözlem de mantık gibi tanımlamak ve farketmek için değil, biçimlendirmek ve yargılmak adına çalışmaya başlar. Bir kadının bedeni ona biçilen durumlar, pozisyonlar ve işlevler içinde tutulmak için sürekli gözlemlenir ve dışına çıktığı anda cezalandırılır. Cezalandırma için resmi prosedüre ihityaç yoktur. Bedensel çıplaklığın ve bedensel özgür insiyatifin şiddet ve taciz ile karşılık bulmasının fikirsel olarak meşru olduğu bir dünyada, bedeni kapamaya yönelik somut mekanizlarma ihtiyaç yoktur. Bir çocuğun zihinsel ve bedensel yetenekleri, başlangıçtan  itibaren zorlayıcı bir eğitime tabi kılınıyorsa, bu yeteneklerin insiyatiflerini bastırmak için ölüdürücü ve hapsedici kuvvetlere ihtiyaç kalmaz. İnsanların dilsel ifadeleri, sözel ve ya yazılı olarak belli kabullere tabi tutuluyor, aksi takdirde paylaşılması engelleniyor ve geçerliliği yok sayılıyor ise, sansür makinalarına ihtiyaç yoktur.

Bunun yerine gerçeği ve yanlışı belirleyen ensitütüler vardır, seslerin hangi kalıplara, notasyonlar ve aletlere göre çıakrılacağını belirleyen okullar vardır, fikrin ve kurgunun nasıl ifade edileceğine nasıl ele alınacığına karar veren akademiler vardır, ahlakını belirleyecek  gelenekler, rollerini yaratan toplumsal kurgular vardır. Yaşamdaki fikirlerden aletlere kadar neyin nasıl kullanılcağını, nasıl öğrenileceğini, nasıl aktarılcağını, nasıl engelelyeceğini ve nasıl cezalandırılcağını belirleyen koca bir kültür oluşur. Makine binlerce iğnesiyle bedene ve zihne kendi yasasını işler.

Hazal Arda

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

w

Connecting to %s