T.S Eliot vs. Gertrude Stein ( Let the battle begin! )

 FB_IMG_1428425597073

“Gelenek ve Bireysel Yetenek” isimli makalesinde, T.S. Eliot geleneği
yıkmaya çalışmak ve yok saymakla itham edilen modernistlerin edebiyat geleneği ile ilişkisini konusunda ki  bakış açısını ortaya koyar. Bu makale üzerinden ilerlersek, Eliot’ın gelenekle sıkı neredeyse duygusal bir bağ kurduğunu söyleyebiliriz. Bir baba-oğul ilişkisi kıvamında kurduğu bu ilişkiyi entellektüelüze ederken  öncelikle, geleneğin katı bir kalıp değil, süregelen ve aktif bir süreç olduğunu belirtir. Gelenek kavramını derinlikli olarak ele alarak açıklamaya koyulur.  Geleneğin muhafazakar bir sansür kavramı olarak değil bir değer üretimi ve birikimi  olarak düşünülmesi için ısrar eder. Süregelen, biriken aynı zamanda da kendi içinde ve yeni gelen ile sürekli bir etkileşim içinde olan dinamik bir yapı olduğunu söyler. Aynı zamanda, bugüne ait olan sanatçının gelenekten ya da geçmişten kendini koparamayacağını vurgular ve mevcut an’ın bilincinin geçmişin farkındalığı ile oluştuğunu, geçmişin ise yalnızca an içerisinde var olmaya devam edebildiğini, bu yüzden de bugünün yeniliklerinden bağımsız olamayacağını belirtir.  Hatta, iyi bir şairin kendinden önceki edebiyat geleneğini çok iyi öğrenmiş ve özümsemiş olmasının şart olduğunu da öne sürer. Geçmiş ile mevcut an arasında kurduğu bu süreklilik içeren etkileşimli yapı ile bir şairin zihnine yaklaşımı çok büyük benzerlikler içerir. Şairin duygular , gerçekler ve sanat arasında bir araç görevi gördüğünü ileri süren Eliot, bunu kişisizleşme dediğimiz bir ifade altında açıklar. Eliot’a göre kişisizleşme şairin kendi kişisel heyecanları ve duygularını bırakıp, kendini tamamen sanatın yapılışına, metne teslim etmesidir; bu da iyi bir şairin yapması gereken en temel şeydir. Bu süreçte ki hisleri duygular(feelings) ve heyecanlar (emotions) olarak ikiye ayırır. Eliot’a göre heyecanlar kişisel iken duygular daha derin ve evrenseldir.  Heyecanlar deneyime ve kişiye aittir. Duygular ise bir yada birkaç heyecandan oluşabilen tarihsel ve toplumsal olarak paylaşılan daha geniş bir kaptır ve  . Eliot şairin görevinin yeni heyecanlar üretmek değil, heyecan uyandırıcı öğeleri düzenleyerek yeni duygular yaratmak olduğu söyler. Duyguları bağ kurabilen , anlam üreten bir mekanizma olarak ele alır . Eliot’ın, duyguları kendi başına bir dil olarak ele aldığı söyleyebiliriz. Bunun üzerinden duygular ve gelenek arasında doğrudan bir ilişki bulduğu fikrini  destekler. Bu görüş Foucault gibi ideoloji ve birey arasındaki ilişkiyi ele alan düşünürler tarafından farklı bir bakış açısıyla ele alınır.Öncülerinden kabul ettiğim Gertrude Stein ve post- modernistler bu noktada daha eleştirel  bir yaklaşımı benimsemişler.

Modernist şiir, imgeci ve sembolist akımlardan yoğun olarak etkilenmiş bir akımdır. 19. yüzyıl öncesi şiir geleneklerini aşmayı amaçları. Serbest vezin, zaman zaman düzyazı kullanımı akım içinde yaygın olarak kullanılır. Asıl öne çıkan özellikleri ise, sembollerin ve imgelerin örülüşüyle algılanan gerçekliği, insan psikesinin komplekslerini anlatan bir üslup yaratmalarıdır. Bu sayede dilin içinde esneyerek, modernizm sürecinde büyük değişimler geçirmiş, anlamları ve algıları değişmiş insanların duygularını ifade etmek için dilsel yeni alanlar üretmişlerdir.  Bu süreçte, zihnin işleyişi ve duygular dünyasına yönelik bir araştırmaya girmişler ve bu konuda farklı fikirler üretmişlerdir. Dile ve anlamlara yabancılaşma, bu sebepten de yeni bir dil ve anlam düzlemleri üretmek başlıca çabaları olmuştur. Sembollerin ve imgelerin çağrışımsal özelliğini dilin belleği ile kullanarak çok katmanlı metinler oluşturmuşlardır. Eliot’un geleneğin önemi üzerinde duruşu bu noktadan bakınca anlam kazanır.  En temelde, sözlü ya da yazılı dilde bir imgenin yada sembolün anlamları çağırabilmesi için bir belleğe, birikime yani geleneğe ihtiyacı vardır. Duygular, hem belleksel değeri hem de bağ kurucu değeri açısından önem taşır. Eliot’un heyecanlardan(emotions) ayırdığı duygular (feelings);  heyecanları ve daha kişisel deneyimleri içinde barındıran ya da onlardan oluşan daha geniş bir ağ, şairin zihni ise bu duygular ve edebi gelenek, dil arasında ki bağı kuran bir katalizatördür.  Şairin kendi yeniliğini ortaya çıkardığı nokta, bu katalizatörlüğü nasıl yaptığı ile ilgilidir. Ancak elbette, gelenekten bağımsız bir yenilik düşünülemez, gelenekten haberdar olmadan bir sanatçının ortaya koyduğu ayırt edici yeniliği tanıyamayacağımızı söyler. Bu fikirler üzerinden, yeteneği doğuştan gelen bir yeti olarak görmez, hatta ismine yetenek de demez. Ancak çok sıkı ve incelikli bir çalışmanın sonucunda şair olunabileceğini söyler. Dil, şair ve duygular arasında neredeyse formülize edilebilecek bir ilişki olduğunu öngörür.  Bu sebepten dolayı parça- bütün ilişkisi onun için çok önemlidir.  Bu ilişkiselliği şair ve gelenek arasında kurduğu gibi metinlerine de yansıtır.

The Wasteland adlı şiirinde bu tutumlarını yoğun bir şekilde hissedebiliriz. The Wasteland’in, modernist şiir akımının en önemli şiirlerinden biri olarak kabul edilmesinin sebeplerinden biri sembol ve imgelerin çok yoğun anlamlar inşa etmek için kullanılmasıdır. Şiirin temaları ve motifleri, endüstriyalizm, şehir yaşantısı, dünya savaşı sonrasındaki depresif ve ümitsiz atmosfer, anlam kaybı, yabancılaşma, güvensizlik, kadın-erkek ilişkileri, materyalizm, mekanikleşme, yaşam-ölüm ikiliği etrafında dönerek modernizmin sorunsallarına parmak basar. Şiir de Eliot’un makalesinde belirttiği edebiyat geleneklerinin güçlü varlığı görülebilir.  Fransızca ve Almanca metinlerden yaptığı alıntılarla gelenek içinde etkilendiği yazar ve şairlerin metinleriyle ilişki kurar. Kendi dönemin öncesine yaptığı bu ilintilenmeyi Richard Wagner, Charles Baudelaire, Paul Verlaine ve Gérard de Nerval’ den yaptığı alıntılar ile sağlar.  Eliot, dönemde kendisinin yaşadığı kişisel sorunlardan ve duygulardan yola çıkar ancak şiir son derece evrenseldir. Özellikle kentsel modern yaşamın biçimlerini ve algısını yoğun bir duyarlılıkla aktarır.Duygu, dil, şiir ve gelenek arasında dengeli bir köprü kurar. Dikkatin şairden bağımsızlaştırılıp metnin kendisine çekilmesi gerektiği bakış açısına uygun olarak, metin her boyutuyla kullanılır. Biçim ve içerik arasında doğrudan uyumlu bir ilişki vardır. Bir şehrin içinden geçerken karşılaşılan manzaralar, kesit kesit duyulan müzikler ve sayısız bağımsız uyaran etkileşen bir zihni oluşturmak için şiirin biçimini doğrudan kullanır. Görsel, işitsel, kokusal ve tensel hissiyatların hepsini uyaran bir zenginliği vardır. Şiirin belli bir ölçücü olmamasına rağmen yer yer ritim barındıran bir tarzı vardır. Parçalı, kesitsel anlatı hem biçimde, hem üslupta hem de şiirin kuruluşunda görülür.  Almanca ve Fransızca alıntılar yalnızca metinler arasılığı kurmaz aynı zamanda yabancılaşma duygusunun yaratılmasına da yardımcı olur.  Şiir, sahneler arası ani geçişler yaparken dil ve üslupta da anlamı destekleyici biçimde keskin geçişler olur.  İncil ve mitoloji gibi toplumsal belleğin en dibinden modern zamanlara uzanan bir yelpazeden seçilen imgeler yoğun ve karmaşık duyguları ifade edecek şekilde düzenlenmiştir. Bu imgeler ve semboller üzerinden şiirin fikir birliği de sağlanır. Örneğin bilge büyücü kadın, horoskop, tarot gibi okültsel yapıların ve kehanet dilinin komikleştirilmesi ve gündelik dil içinde anlam ve güven kaybına uğratılması Eliot’un romantiklerin mistik sanat anlayışına ve eski dinlerin değerlerine karşı tavrını ortaya koyar.  Birçok karakter ve sahne üzerinden şiirin duygu birliğini kurması, bağlayıcı imgeler kullanması insanlar arasındaki benzerlik, birlik, evrensellik görüşleriyle ilişkilidir.

Eliot ve diğer modernist şairler, dahil oldukları edebiyat geleneğini değiştirmek için yenilikçi yöntemler arayışında epey mesafe kat etmişlerdir ve dikkatin dilin kendisine yönelmesinde büyük katkıları olmuştur. Dili tekrardan kurmamışsalar da esnetmişlerdir.  Birçok açıdan bakıldığında fark edilebileceği gibi; özellikle Eliot’ın fikirlerini ortaya koyuşunda, bağlı olmayı korumak ve kendini gelenek içinde tanımlama eğilimi çok yüksektir. Ancak edebiyatın sonraki  süreçlerinde bu bağı sürdürme isteği yerini tamamen geçmiş kalıpları  yadsıyarak , daha bireysel bir alan yaratma çabasına bırakmıştır.Modernistlerin ve onlarla aynı dönemde meydana gelen bir çok gelişme, insanın iç dünyasını algılamaya ve insanı tekrar tanımlama ihityacın yol açmıştır.  Bu temel dünya savaşı ertesindeki kimlik bunalımları ve kapitalizmin hızla gelişmesi ile tetiklenmiştir. Bu noktada Gertrude Stein bu büyük dönüşümün öncülerindendir. Eliot, yeni olan her zaman tekrardan daha iyidir, der. Gertrude’un metinleri, Eliot’ın yenilik tutkusunu yeni bir boyuta taşır .  Ancak Gertrude, kendini bir gelenek içinde tanımlamaya çalışmak yerine metinlerinde geleneğin içini boşaltmayı,  amaçlar. Post-modernizmde daha etkili görülen dili araçlaştırma yöneliminin çarpıcı örneklerini Gertrude’un metinlerinde görürüz. Dilin ideoloji ve tarihle ağırlaşmış yapısını parçalayarak kendini tanımlamasına izin verebilen bir alan oluşturur.  Nedenlerin en başında Gertrude’un bir kadın olması ve erkek dili içinde kendini ifade edebileceği bir gelenek bulamaması gelir. Bu sebepten kendi dilini kurması gerekir. Dilbilgisinden, kelimelerin anlamlarına kadar hepsini boşaltır ve kendi boyutunda tekrar yapılandırır. En dikkat çeken şiirlerinden biri olan Lifting Belly’de bunun sebepleriyle ilgili bir çok anlam bulabiliriz.  Metinleri üzerinden bu kadar soyut ve bireysel kavramları ,duyguları olmayan bir dil üzerinden okuyucuya aktarabilmesi, onun dehasının bir başarısıdır. Yazarı ve okuyucu tamamen başka bir aşamaya taşır.Eliot’un tasvir ettiği şair’i bir çok boyutta karşılar.

Lifting Belly hem lezbiyen bir cinselliğin doğuşu, hem Gertrude’un kendi sanatsal üretimini oluşturuşu, kendi dilini ve kimliğini kuruşu olarak yorumlanabilir. Lifting Belly’de ve Gertrude’un diğer metinlerinde bu açıdan anlam ve metin ilişkisi daha doğrudandır. Şiir’de  ilişkisel olmayan bir anlamı baştan kurarken, metnin kendisi o anlamın ve  kelimenin kendisi olur. Gertrude’un yalnızca edebi değil plastik sanatlardan da beslenmesi , olabildiğince geniş bir ifade alanı içinde hareket ederek, çeşitli anlatım boyutları ilşkisini güçlendiri.

Gelenekselcilik ve dile yaklaşım konularında Eliot ve diğer modernistlerden çok ayrı düşer.  Eliot şairin yeni heyecanlar üretmek değil onları düzenleyerek yeni duygular ve ifadeler bulmayı amaçlamasını söyler. Ancak Gertrude için adı verilmemiş bir çok heyecan ve onların üzerinden gelen bir çok yeni duygu vardır. Onları içinde anlatabileceği imge bulutları ne yazık ki yetersizdir, çünkü bellekte yerleri ya yoktur ya da çarpıtılmıştır. Bunun dışında, Gertrude sanatçının kendisini kendinden daha büyük bir zihne, fikre ya da bir şeye teslim etmesi anlayışını benimsemez. Daha büyük olan şeyin kendi içinde olan olduğunu söyleyerek, aslında bireyselliğe, psikolojiye ve algıya karşı daha çok boyutlu bir yaklaşım sergiler. Eliot, insan üzerinde Newton fiziğiyle çalışıyorsa, Gertrude kuantum fiziğiyle çalışıyordur.  Modernistlerin Yeni Eleştirinin temellerini atarak dikkati metnini kendisine çekme anlayışları, Gertrude’da metni yeni bir doku olarak yaratmak şeklinde bulunur.

Gertrude’un metinleri egoistlik derecesinde kişisel ve anlaşılmayacak derecede soyut, karmaşık olduğu için eleştirilir.  Ancak modernistlerin dilin çağrışımsallığını ve kuruluşunu kullanarak esnettikleri kapının ötesinde bireyin dili kendi içinde yapılandırma ve yaşatma özelliği bulunur ve Gertrude bu alan içerinde çalışır. Eliot’un bahsettiği gelenek-yenilik , geçmiş- mevcut an ilişkisi daha küçük yapılarda birey-dil ilişkisinde gözlemlendiğinde aynı derece etkileşimli ve dinamik bir yapıdır. Gertrude metinlerinde imgelerin çağrışımsallığını ve anlamlarını o kadar yoğun kullanır ki çoğunlukla anlamını üzerinde söker atar ve o kelime şair için artık çıplaktır. Anlamın kelime üzerindeki iktidarı yıkılır. Bu sayede şair/yazar dil ile daha etkili, dönüştürücü gücü daha fazla olan bir ilişki kurabilir.  Gelenek için yavaş ilerleyen dönüşüm, bir kişi tarafından daha hızlı ve etkili biçimde uygulanır.

Birey ve iktidar arasındaki ilişkinin yıkılma ihtiyacı, hem bireysel hem de insanlar açısından evrensel bir sorundur. Algının zihin, zihin insan yaşamı üzerindeki doğrudan etkisi ele alındığında, her bir kelimenin belleğindeki kurguların insanı yönetmesinin karşısında kendini koruma ve var etme çabası dil ile doğrudan ilintilidir. Şairin, kendini kişisizleştirmesi yerine dilini kişiselleştirmesi modernizmin sorunsallarına doğrudan yönelen bir tavırdır.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

w

Connecting to %s